Nebiye sorumluluğu hatırlatılırken yumuşak bir tenbih de seziliyor burada. Yani “Aslında Senin vazife ve sorumluluktan kaçman kat’iyen söz konusu değildir.. evet Senin tabiatında böyle bir şey yoktur. Hatta senin fıtratın âdeta tebliğe kilitlidir ama yine de hatırlatmak gerekir ki, Sen seciyesi yüksek, fıtratı nuranî, gayesi sonsuzluk, aşkın bir insansın ve vazife şuurunun gerçek ve sürekli çizgisi de bu iç muhtevaya muvafık olmalıdır.
Zaten “Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin; ne var ki Allah kimi dilerse onu hidayete erdirir.”3 âyetinin gözler önüne serdiği gerçeğe göre de O’nun da bizim de vazifemiz sadece ve sadece tebliğdir.
إِنْ نَفَعَتِ الذِّكْرٰى âyetine: “Eğer öğüt fayda verirse.” tevcihinin de bir mahmili vardır; evet bazılarına öğüt fayda vermeyecektir. Öyleyse bu hakikatin baştan bilinmesi lâzımdır ki, öğüde rağmen ortaya çıkan netice karşısında yeise düşmeyelim, vazifemizin haricindeki işlere karışmayalım. سَيَذَّكَّرُ مَنْ يَخْشٰى fehvâsınca Allah’tan korkan, kalbleri haşyete programlanmış insanlar, evet işte ancak onlar bundan istifade edebilecektir.
Evet, Efendimiz, bilâ kayd u şart tezkir ve ihtar vazifesiyle muvazzaf bulunduğundan, “va’z u nasihat fayda verirse.” şeklindeki şartlı ifade, bir kayıtlama mülâhazasından daha çok sorumluluğu pekiştirme mânâsını müfittir. Şöyle ki, faydalı olmak için şerefnüzul olmuş beliğ ve güçlü bir beyan bilkuvve mutlaka faydalı olma konumundadır.. onu dinleyenlerin bilfiil ondan istifade edip etmemeleri ayrı bir mevzudur. Öyleyse burada kelâmın vaz’edilmesi esprisine dayanarak diyebiliriz ki, bu cümleyi: “Nasihat et, zira nasihatın faydalı olacağı muhakkaktır.” şeklinde anlamamız gerekir.
Dipnotlar
- 3 Kasas sûresi, 28/56.