İçeriğe geç

Şimdi asıl konumuza dönecek olursak eğer biz ta baştan i’lâ-yı kelimetullah ve ruh u revani Muhammedî’nin şehbal açması adına sağlam bir niyetle yola çıkar ve niyetimizi işin sonuna kadar koruyabilirsek, seyahat boyunca boşluklarımız olsa, maksadımızı tam tasarlayıp canlandıramasak, onu kamil mânâda tam temsil edemesek bile öyle inanıyor ve ümit ediyoruz ki Allah (celle celâluhu) rahmetiyle boşluklarımızı dolduracaktır.

Bu arada yeri gelmişken içimizi Cenâb-ı Hakk’a karşı minnet ve şükran hisleriyle dolduracak, konunun başka bir yönüne de dikkat çekmek istiyorum. Diyelim ki, günümüzde bir mü’min İslâmiyet’in bir kere daha günün şartlarına, konjonktüre göre anlatılması için bir yerden bir yere giderken ya doğrudan doğruya birilerine bir şeyler anlatmak veya bir seminer vermek niyetiyle yola çıktı. Şimdi böyle bir yolculuk cihad sayıldığından, yol boyu onun hareketleri, benzini, emeği, enerjisi, yorgunluğu… bütün bunlar ahirette o kişinin sevap kefesine konulur. Çünkü hadis-i şeriflerde de ifade buyrulduğu gibi Allah yolunda cihad için kullanılan hayvanların tersi bile öbür dünyada terazinin sevap kefesine konulacaktır.4 Bu sebeple böyle bir mü’min ötede (Allahu a’lem) şu sürprizlerle karşılanacaktır: Bir; sen orada hakkı söyleyip hakikate tercüman oldun. İki; tavır ve davranışlarınla yani temsilinle de bunu anlattın. Üç; onca sıkıntı çekerek oraya ulaştın. Dört; seyahat için bunca masrafa girdin. Beş; bu iş için vaktini ayırdın… Şimdi bütün bunların hepsi ötede bir araya getirilip toplanır ve o insana denilir ki; “Sen bir değil, beş defa, on defa cihad ettin.”

Müsaade ederseniz, “seyahate niyet” mevzuunu burada noktalayıp seyahat âdâbıyla alâkalı önemli gördüğüm başka bir hususa geçmek istiyorum.

Yolculukta Dua ve Evrâd u Ezkâr

102