İçeriğe geç

Meselâ müşterek bir hayat sürdürülürken yapılan yanlış tavır ve çiğ davranışlar karşısında hemen harekete geçmemeli, aynıyla karşılık vermemeli ve hele gıybet ve dedikodu gibi alçaklıklara asla tenezzül etmemeliyiz. Belki ilk başta zorlanacağız, yutkunup duracağız ama dişimizi sıkıp sabretmesini bilmeli, kendimize, kendi hissiyatımıza rağmen bir tavır sergilemeli ve yapılan yanlışlıkları usûlünce düzeltme gayreti içinde olmalıyız. Diyelim ki, eğri büğrü bir tavır ve davranışla karşılaştık. Şimdi bu durum için doğrudan doğruya eğri ifadesini kullanabiliriz, ama aynı hâli “bu biraz doğrudan farklı” şeklinde de dile getirebiliriz. Ve yine beğenmediğimiz, hatta midemizi bulandıracak ölçüde tiksinti duyduğumuz bir yemek karşısında hemen yüzümüzü ekşitip beğenmediğimizi söylemek yerine; “Allah’ın güzel bir nimeti ama nedense ben şu an o güzelliği hissedemiyorum!” ifadeleriyle kendimizi de sorgulayabiliriz. İşte bu şekilde temrinat yapa yapa üslûp meselesi insan tabiatına mâl olur, onunla bütünleşir. Öyleki o insan zamanla, “Nasıl oldu da asabî davranan o şahsa ben de karşılık verdim? Nasıl oldu da yüzünü ekşitip duran o kişiye ben de tavır aldım?” der, haksızlığa maruz kaldığı durumlarda dahi kendine yönelip kendini sorgular. Çünkü asıl önemli olan ekşiyen karşısında tatlı olmak, eğri karşısında düz durmaktır.

199