İşte üslûptaki bu süreklilik ve temadî sayesinde herkes İnsanlığın İftihar Tablosu’na (aleyhi ekmelüttehâyâ vetteslimât) inanmıştır. Evet O, telîne ve bedduaya amin dememiş, kahriye okumamış, kendisine ömür boyu kötülük yapanları bile sadece Allah’a havale etmiştir. Öyle ki bir gece akşamdan sabaha kadar, Hazreti İbrahim’in duasının yer aldığı, “Ya Rabbî! Doğrusu onlar (putlar) insanların çoğunu saptırdılar. Artık bundan sonra kim bana tâbi olursa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, o da Senin merhametine kalmıştır, şüphesiz Sen Gafûr’sun, Rahîm’sin.”5 mealindeki âyet ile; Hazreti İsa’nın duasının bulunduğu, “Ya Rabbî! Eğer onları cezalandırırsan, şüphe yok ki onlar Sen’in kullarındır. Onları affedersen, Aziz ü Hakîm ancak Sensin!”6 mealindeki âyeti tekrar tekrar okumuş, ümmetini dilemiş, ellerini kaldırıp “Allahım, ümmetimi mağfiret buyur! Allahım, ümmetimi mağfiret buyur!” diye yalvarıp yakarmıştı. Neticede Hazreti Cebrail gelmiş ve “Ümmetin hakkında Cenâb-ı Hak Seni mahzun etmeyecektir.”7 müjdesini vermişti.
İşte bu bir üslûptur ve O Mukteda-yı Küll, Rehber-i Ekmel Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ne olursa olsun bu hususta asla taviz vermemiştir. O zaman bize düşen de üslûp meselesini bir namus bilip ona göre hareket etmek olmalıdır.
Dipnotlar
- 5 İbrahim sûresi, 14/36.
- 6 Mâide sûresi, 5/118.
- 7 Müslim, îmân 346.