İçeriğe geç

Şimdi topyekün bir millet olarak böyle bir “ba’sü ba’del mevt” heyecanı, bir diriliş humması yaşıyor isek bence bu noktada kolektif şuur meselesi üzerinde hassasiyetle durmamız gerekir. Evet, bu süreçte millet fertleri olarak bizler, birbirimize karşı tam bir güven ve itimad içinde, “beraber olalım, beraber çalışalım, fikir üretelim, teâti-i efkârla, beyin fırtınasıyla meselelerimizi çözelim” anlayışı içinde olmalıyız. Ama temelde o kolektif şuur meselesi bence bir iradenin ürünü olmalı, akla dayanmalı ve bu mevzudaki gayretle semere arasındaki münasebet de çok iyi kavranmalı ki o meselenin devam ve temadisi olsun. Mevzu böyle sağlam esaslar üzerine bina edilirse yanılma da olmaz. İnsan, akıl ve iradesiyle kolektif şuuru gerçekleştirebilirse, yani çağrısını akla, mantığa ve iradeye dayandırabilirse, o, bilgiye dayanmış olur ve kalıcılık vaad eder. Hâlbuki sadece görenek ve geleneklerle dem ve damarımıza işlemiş bir ahlâk ve kültür, ciddi bir saik karşısında dağılabilir. Ama akıl, mantık ve muhakeme ile işin mebde ve münteha arasındaki münasebeti nazar-ı itibara alınarak mesele değerlendirildiğinde atılan adımlar da kalıcı ve uzun soluklu olur. Tıpkı yatırımını ticaretin kanun ve kurallarına göre yapan bir tüccar gibi. Yaptığı yatırım ona ne zaman döner, nasıl ürünler alınır belli değildir. Hatta yatırımlar karşısında hiçbir şey almamak da ihtimal dâhilindedir. Fakat esbab-ı âdiye içinde çalışılır ve gayret edilirse, Allah’ın izniyle o cehd ve emeğin karşılığı alınır. Çünkü hesaplar ona göre planlanmış, ona göre yatırım yapılmıştır.

115