Yani, “Allah’a isyan ediyor, sonra da muhabbet izharında bulunuyor, seviyorum diyorsun. Hayatıma yemin olsun ki yapılan işler arasında bunun kadar tuhaf ve çarpık bir şey yoktur. Eğer muhabbetinde sâdık olsaydın O’na itaat ederdin; çünkü seven sevdiğine itaat eder.”2
Benzer mülâhazayı Üstad Hazretleri’nin, Resûl-i Ekrem’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) itaat ve bağlılık hususundaki yaklaşımında da görebiliriz. Şöyle ki o, bir yerde, mümkün olsa sevdiğimiz o Zât’a şeklimiz, konuşma tarzımız, hatta ses tonumuzla benzemeye çalışır, O’nun gibi giyinmek, konuşmak ve yürümek için gayret sarf ederiz,3 demektedir.
Evet, Allah’a karşı sevgi itaatle, Resûlullah’a karşı sevgi de O’nun sünnetine harfiyen ittiba ile kendisini ortaya koyar. Şimdi Allah ve Resûlü’nü sevdiğini iddia eden bir kimse, eğer Allah ve Resûlü’nün mesajlarını dünyanın dört bir yanına götürme, neşretme ve herkese duyurma mevzuunda ahesterevlik ediyorsa onun bu sözü yalan demektir. Aynen bunun gibi, milletini sevdiğini iddia eden bir kimse, onun ayakları üzerinde doğrulması, kendi olarak yeniden dirilmesi ve ruhunun âbidesini ikame etmesi istikametinde herhangi bir cehd ve gayret ortaya koymuyorsa, bu sözüyle o da yalan söylüyor demektir.
Dipnotlar
- 2 el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/386; İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 69/118.
- 3 Bediüzzaman, Lem’alar s.64 (On Birinci Lem’a, Birinci Nükte).