Tâlût liderliğindeki İsrailoğulları ile Câlût önderliğindeki Amalikalılar’ın mücadelesini ve o sırada cereyan eden bazı hâdiseleri özetledikten sonra asıl meseleye geçmek istiyorum: Selef-i salihînden bazıları sabredilmesi gereken bir durum başa gelmeden sabır talep etmeyi belâlara davetiye çıkarma saymışlar. Musibetlerin toslamasına maruz kalmadan Allah’tan sabır istemeyi belâ isteme şeklinde anlamışlar. Onlara göre; sabır, ancak belli belâ ve musibetler karşısında kendisine koşulan bir tabye, bir mevzi, bir sığınak, bir dayanak noktası ve koruyucu bir seradır. Dolayısıyla onlar, öyle bir belâ ve musibet söz konusu olmadan “Allahım bize sabır ver” demeyi “Allahım bize önce belâ ver, sonra da o belâya karşı sabır ver; bizi evvela ağır mükellefiyetlere maruz bırak, akabinde de onlara tahammül gücü ver” duasında bulunma kabul etmişler. Bu açıdan, bir savaş durumu olmadan رَبَّنَۤا أَفْرِغْ عَلَيْنَا صَبْرًا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِرِينَ şeklinde12 dua etmeyi uygun bulmamışlar.
Dipnotlar
- 12 Bakara sûresi, 2/250.