Tâlût, Câlût’a karşı sefere çıkmak üzere ordusunu harekete geçirince askerlerine şöyle seslenmişti: “Allah sizi, bir ırmakla imtihan edecek. Onun suyundan kana kana içen benden sayılmayacak; sadece avucuyla aldığı miktar muaf olmak üzere, kim o sudan içmezse o da benden sayılacak.”5 Böylece, Tâlût onları uyarmıştı; fakat onlar, –pek azı hariç– suyun başına varır varmaz ondan avuç avuç içmişlerdi. İçmiş ama içtikçe daha bir susamış, bir türlü suya kanmamış ve imtihanı kaybederek yolda kalmışlardı. Tâlût ve zaruret miktarı bir avuç suyla iktifa eden sâdık mü’minler ise, ihtiyaçlarını görüp ırmağın diğer tarafına selâmetle geçmişlerdi. Suyun öbür yakasında kalanlar, yeis ve inkisar şurubu içmişçesine “Bugün bizimCâlût ve ordusuna karşı duracak tâkatimiz yoktur.”6 demiş, geri çekilmişlerdi; ama ölümden sonra diriltilip Allah’ın huzuruna çıkacaklarını bilen diğerleri, “Nice küçük topluluklar vardır ki, Allah’ın izniyle, büyük cemaatlere galip gelmiştir. Doğrusu Allah sabredenlerle beraberdir.”7 diyerek yollarına devam etmişlerdi.
Sabr u Sebat ve Nusret Duası
Evet, ölümden kaçmanın mümkün olmadığını, bugün olmazsa yarın mutlaka öleceklerini ve nihayet Allah’ın huzuruna varacaklarını bilen mü’minler, ahde vefa göstererek Hak yolunda şehit veya vazifesini yapmış gazi olmaya karar vermişlerdi. Onlar, Câlût’u ve onun yüreklere korku salan ordusunu görünce ürküp kaçma yerine Tâlût’un etrafında daha bir kenetlenmiş ve Allah’a teveccüh edip sabra sarılmak gerektiğine inanarak şöyle niyaz etmişlerdi: “Yâ Rabbenâ, üstümüze gürül gürülsabır yağdır, ayaklarımıza sebat ver ve kâfir topluluğa karşı bizi muzaffer eyle!”8
Dipnotlar
- 5 Bakara sûresi, 2/249.
- 6 Bakara sûresi, 2/249.
- 7 Bakara sûresi, 2/249.
- 8 Bakara sûresi, 2/250.