İçeriğe geç

Müşrikler bırakıp gittiklerinde Hazreti Sıddık çektiği acının şiddetinden bayılmıştı. Birkaç kişi onu sırtlayıp evine götürmüşlerdi. Saatlerce baygın yattıktan sonra ayıldığında ilk olarak “Resûl-i Ekrem’e (aleyhi ekmelüttehâyâ) ne oldu, Efendim nasıl şu anda?!.” diye sormuştu. Etraftakiler, Enbiyalar Serveri’nin iyi olduğunu söyleseler de Ebû Bekir (radıyallâhu anh) tatmin olmamış, “Beni O’na götürün!..” demişti. Aile fertleri bir-iki lokma yemek yemesini, biraz su içip az dinlenmesini söylemişlerdi; ama o “Beni Efendime götürün!” diyerek ısrar etmiş ve Hepimizin Efendisi’ni görmeden de içi rahat etmemişti.

Dünya Onları Değiştiremedi

Bütün ashab-ı kiram aynı Peygamber aşkıyla ve aynı İslâmî heyecanla yaşadılar. Dinleri uğruna her türlü meşakkate katlandılar. Çoğu zaman aç, susuz kaldılar, dayandılar. Bazen bir hurmayı üç-beş kişi paylaştılar; ama hâllerinden şikâyet etmediler. Ekseriyetinin evi barkı hiç olmadı, hep mescidin bir köşesinde yatıp kalktılar; fakat, fakirliklerini mahrumiyet bile saymadılar, aldırmadılar.

Kovuldular, dövüldüler; kızgın çöllerde ateşten kumlara yatırıldılar, koca koca kayaların altında bırakıldılar.. bin bir türlü işkencelere maruz kaldılar; ne var ki onlar sabrettiler, hep sabrettiler. “Hicret” denince, yurda-yuvaya kısacık bir veda nazarı atfedip hemen sefere koyuldular; “mücahede” emrini duyunca aileleriyle helâlleşip yola revan oldular; cihanın dört bir yanına irşad seferleri yapmak icap edince de sevdiklerini Allah’a ısmarlayıp en uzak diyarları vatan tuttular.

293