İçeriğe geç

Gerçekten, sonraki nesillerin pek çoğu sahabe efendilerimizi görselerdi, onların her hâlleriyle ahiret tüten yaşayışlarını kavramakta zorlanırlardı. Çünkü, ashab-ı kiram her zaman Cenâb-ı Hakk’ı görüyor gibi yaşıyor ve dinî gayretlerinden dolayı başkalarının çok küçük kabul ettiği herhangi bir hususa dahi çok büyük değer atfediyorlardı. Onlar, ahiretlerini kazanmak ve Müslümanlığın izzetini korumak için dünyaya da bir derece kıymet veriyorlardı; fakat, bir yerde Allah’ın rızası ve Resûl-i Ekrem’in şefaati söz konusu olunca dünya onların nazarında ancak sinek kanadı kadar kıymet ifade eden bir duruma düşüyordu.

Dolayısıyla, dünyaya meftun insanlar, şayet böyle bir hayat telakkisine sahip sahabe efendilerimizle karşılaşsalardı, büyük ihtimalle onları anlayamayacak ve “deli” sayacaklardı. Akl-ı meâş sahipleri, kendi ölçülerine uyduramadıkları akl-i meâd temsilcilerini mecnunlukla itham edeceklerdi. Sadece dünyevî geçim işiyle meşgul olan akıl ehli, irfanla terbiye olup öncelikle ahiretini düşünen akıl erbabını garipseyeceklerdi. Evet, aklın en alt tabakası kabul edilen akl-ı meâş sahipleri, sahabe efendilerimizin mertebesine yükselemediklerinden ve ashab-ı kiramın aklın en üst seviyesi olan akl-ı meâda bağlı çizgilerini takdir edemediklerinden dolayı onları yadırgayacaklardı.

291