Ama yine de biz, muhataplarımız kim olursa olsun, insanları ayırt etmeden herkese teveccühte bulunmalı, el sıkmalı, bağrımızı açmalıyız. “Kötülüğü iyilikle sav.”5 hadis-i şerifi gereği, kim olursa olsun, insanlara iyilikle mukabele etmeliyiz. Nihayet insandır, insanca tavır hakiki insanı yumuşatır; vahşice tavır ise insanı bile vahşileştirir. Bizim üslûbumuz her zaman bu olmalı ve başkaları ne yaparsa yapsın, biz kendi üslûbumuzdan fedakârlıkta bulunmamalıyız. Bu üslûptan dolayı bize takdir edilen yer zindan ve loş hücreler olabilir. Bizi tanımayacaklarmış, ezip geçeceklermiş, presleyeceklermiş; bize işkence edecek, sürgün yaşatacak ve bulunduğumuz yerde bile rahat bırakmayacaklarmış… O zulümlere maruz kalmakla üslûbumuzu korumak arasında tercih yapmak zorunda kaldığımız zaman bile biz üslûbumuzu tercih etmeliyiz. Yine sevmeli, yine şefkatle bağrımızı açmalı, yine mülayim davranmalı ve yine affedici olmalıyız. Değil sadece dünyada affedici olma, o türlü mütecaviz, saldırgan ve zalim insanların ahirette göreceği cezayı düşündüğümüz zaman da “Allahım lütfunla muamele et, onları da hidayete erdir, ufuklarını aç, dalâlette boğma bunları, Cennet’e giden yolları göster.” mülâhazaları içimizde belirmeli; belirmeli, çünkü biz insanız ve bu bizim temel üslûbumuz.
Dipnotlar
- 5 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/228.