Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde, “Üç haslet vardır. Bunlar kimde varsa imanın tadını duyar: Allah’ı ve Resûlünü her şeyden ve herkesten daha çok sevmek; bir kulu sırf Allah rızası için sevmek; Allah, imansızlıktan kurtarıp İslâm’ı nasip ettikten sonra tekrar küfre, inançsızlığa düşmekten, ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkmak.”7 buyurmaktadır. Demek ki imanın tadını almanın ilk şartı, “Allah’ı ve Resûlü’nü her şeyden artık sevmek”tir. Bu sevgi, insanı “Allah için sevme” mülâhazasına taşıyacaktır. Bunu da hidayet yolundan ayrılma korkusuyla tir tir titreme ve günaha, dalâlete girme endişesiyle sürekli teyakkuzda yaşama hâli takip edecektir. Evet, sevgi iradî olarak başlar. Sonra gayr-i iradî bir muhabbete inkılap eder. İnsanlara karşı duyulan mecazî sevgilerin başlangıcında bile bir irade söz konusudur; bir görme, bir karşılaşma, bir görüşme vardır ve bunlar iradîdir. Bu mevzuda iradî bir adım atılınca zamanla gayr-i iradî alâka başlar. İşte, Allah’la olan münasebetlerimizi derinleştirme, Resûlüllah’a karşı alâkamızı daha engin bir sevgiye dönüştürme mevzuunda da işin başı iradedir.
“Hey Mübareç Allah Hey!”
Dipnotlar
- 7 Buhârî, îmân 9; Müslim, îmân 67.