Evet, Efendimiz gibi bir şefkat abidesi daha gelmemişti dünyaya; O kendi hakkıyla alâkalı her hususu affederdi. Fakat, İbn Hatal’ın günahı hem küfür, hem şirk, hem ihanet ve hem de bütün Müslümanların hakkına tecavüzdü. Zaten, Peygamber Efendimiz’in o kararı da –hâşâ– kendi nefsi için ve kendi içtihadıyla verdiği bir karar değil, vahiy kaynaklı bir hükümdü. Yanlış anlaşılmaması ve suistimale açık kapı bırakılmaması için –istidradî olarak– belirtmeliyim ki, bugün şahıslar, hiç kimsenin ölümüne karar veremez ve günahı ne olursa olsun, kimseyi idama mahkûm edemez. O bazı ülkeler itibarıyla, devletin yetkili kurumlarına ait bir iştir. Efendimiz’in konumu ve O’nun yaşadığı devir bugünle ve başka insanlarla kıyaslanamaz.
Hâsılı, “Rabbinseni kat’iyen terk etmedi ve sana darılmadı.”23 hitabı, hakiki mânâsıyla Peygamber Efendimiz’e mahsus olsa bile, zıllî keyfiyetiyle O’nun yolunda olan insanlar için de geçerlidir. Allah Teâlâ, bir adımla dahi olsa Kendisine yaklaşanı hiçbir zaman yalnız bırakmadığı gibi, Peygamber Efendimiz de, kendisine “Efendim” diyenlere daima “Ümmetim” cevabı verecek ve sahip çıkacaktır. Üstad Hazretleri gibi hak dostları, kendi hizmet dairelerinde olan insanlara hiç darılmayacak ve asla küsmeyeceklerdir. Fakat, unutulmamalıdır ki, Kur’ân’a ihanet affedilemez; Resûlullah’ın davasına hıyânet bağışlanamaz; binlerce insanın sa’y u gayretleriyle ortaya konan bir hareket hakkındaki hainlik, mazeret olarak ne denirse densin, mazur görülemez. Siz ve biz o büyük cinayetleri işleyenler hakkında “Allahım onları affet” diye duada da bulunamayız, onlar hakkında af dileme, Allah’a, Efendimize ve dine karşı saygısızlıktır, günahtır. Onlar için söyleyebileceğimiz tek söz; “Allah hidayet eylesin!” cümlesidir.
Dipnotlar
- 23 Duhâ sûresi, 93/3.