Evet, Allah’ın vaz’ettiği esaslara, o esaslar çerçevesinde saygı duyma, tâzimde bulunma kalbin takvasındandır. Allah, neye ne derece ehemmiyet veriyorsa, ona o kadar değer vermek kalbin Allah’la irtibatının emâresidir. Yani, Allah Teâlâ namaza çok önem vermişse, namazla bütünleşen, günde şu kadar namaz kılan bir insan hafife alınmamalıdır. Cenâb-ı Hak, Kendisine teveccühe önem veriyorsa, bir kulun sürekli ellerini açması, kollarını kaldırabildiği kadar kaldırıp yüreği çatlarcasına Allah’a yalvarması çok önemli bir meseledir. Bir insan, ibadetlerini, şuuruna misafir etmeden, hissinde ağırlamadan, latîfe-i Rabbâniyesiyle buluşturmadan angarya kabilinden, baştan savma veya eda edip içinden sıyrılma gibi mülâhazalarla yerine getiriyorsa onun Allah’la münasebeti de o kadar demektir. Öyleyse, Cenâb-ı Hakk’ın önem verdiği şeylere fevkalade önem vermek mü’minler için bir esastır ve onların Hak karşısındaki derecelerini belirleyen bir ölçüdür. Allah ile münasebetlerimiz, o münasebetlerin lazımı gibi tanıyıp bildiğimiz davranışlar, araya başka bir şeyin girmesine meydan vermeme, ruhî ve kalbî hayatımız itibarıyla husûf ve kusûf yaşamama, bütün benliğimize O’nu duyurma, O’nu hissettirme.. dilimiz O’nu anarken, şuurumuza da O’nu duyurma, hissimizi de O’nunla doyurma.. dış ihsaslarımızla meseleleri iç ihtisaslarımıza ulaştırma ve aklı, fikri, kalbi, ruhu, latîfe-i rabbaniyeyi besleme… İşte bunların hepsi mü’minin Hak karşısındaki derecesini belirleyen birer mi’yar, O’nunla münasebet adına birer unvandır.