İçeriğe geç

Ayrıca, din adına yapıldığı söylenerek içine düşülen yanlışlıklar da belimi büküyor. Meselâ, Filistin halkı her kesimiyle çok sıkıntılı günler geçirse bile intihar saldırıları doğru değildir. Hedefi ve kimin öleceği belli olmayan saldırılara girişmek; sadece öldürmek için üzerine bombalar bağlayarak hiçbir şeyden habersiz, masum çoluk çocuğun da bulunduğu insanlar arasında pimi çekmek Müslümanca bir hareket olamaz. İslâm, savaşın en kızıştığı noktada bile olsa “Nasıl ölünür, nasıl öldürülür, düşmana karşı nasıl mücadele edilir?” meselelerinde bazı kural ve kaideler koymuştur. Kadınların, çocukların ve savaşa bizzat katılmayan insanların öldürülmesi diye bir şey yoktur dinimizde. Filistinlilerin çaresizliğini anlamakla beraber içine düşülen bu mücadele yanlışlığı ve bir kısım insanların tavrıyla İslâm’ın ve bütün inananların mahkûm edilmesi karşısında çok üzülüyorum.

Ama onun bunun yanlışlıklarını görme yerine bizler yine kendimize bakalım. Cenâb-ı Allah’la irtibatımızı gözden geçirelim. Nefsimize karşı her zaman savcı, diğer insanlara karşı da avukat gibi olabiliyor muyuz, bunun üzerinde duralım. Başkalarının sadece kelime-i şehadet getirmekle dahi kurtulabilecekleri ve Cennet’e girecekleri hakkında hüsnüzan edelim; ama kendimizi oraya hiç ehil görmeyelim; “Tam eda edemediğim bu namazla, hakkını veremediğim nimetlerle, yerine getirmekte geciktiğim şu hizmetlerle ben Cehennem’den nasıl kurtulurum?!” endişesini taşıyalım.

Allah Teâlâ ile irtibatta olmanın yerini hiçbir şey tutamaz. İnsan için en güzel nimet O’na karşı kulluk vazifesini tastamam yerine getirebilme gayretidir. Her an,

Bulduğumu Sende buldum,
Bâtıl şeylerden kurtuldum;
Gelip kapında kul oldum;
Rabbim Sana döndüm yüzüm!
Dünyalar Seninle Cennet,
Nimet Senden kime minnet?
Gel kuluna merhamet et!
Rabbim Sana döndüm yüzüm!
187