Bütün bunların hepsini birden mütalâaya alacak olursak, kırgınlık, dargınlık ve küsmelerin ne kadar büyük bir felâket olduğu; insanları barıştırma ve uzlaştırmanın ise o ölçüde ne büyük sevaplı bir iş olduğu anlaşılır. Zaten dinimizde temelde hiçbir hayrı, hiçbir iyiliği hafife almamak esastır. Zira Allah (celle celâluhu) insanları bazen yapmış oldukları küçük amellerle Cennet’in göbeğinde rü’yet yamaçlarında bir yere oturtarak onlara duyulmadık şeyleri duyurabilir, görülmedik şeyleri gördürebilir. Mevzu ile alâkalı bir hadis-i şerifte buyruluyor ki: اِتَّقِ اللّٰهَ عَزَّ وَجَلَّ وَلَا تَحْقِرَنَّ مِنْ الْمَعْرُوفِ شَيْئًا“Takva dairesi içinde ol ve mâruftan yani Allah’ın hoş gördüğü şeylerden hiçbir şeyi hafife alma!”35 Hâdiselere bu bakış açısıyla baktığımızda aslında küçük diye bir şey olmadığını anlarız. İnsanlığın İftihar Tablosu (aleyhissalâtü vesselâm), aynı hususu anlattığı değişik hadis-i şeriflerinde ise, insanın kardeşinin yüzüne gülümsemesinin,36 ona güzel bir söz söylemesinin,37 eşinin ağzına koyduğu lokmanın,38 insanların gelip geçtiği yoldan onlara eziyet verebilecek bir engeli kaldırıp atmanın39 sadaka olduğunu ifade buyuruyor. Yani şayet yolda bir hendek varsa, siz bir arabanın tekerleği o hendeğin içine girmesin diye oraya bir taş koymak veya insanların ayağına batmasın diye bir dikeni yoldan kaldırıp atmak suretiyle ibadet yapmış oluyorsunuz. İşte bu türlü basit gibi görülebilecek amellerin hangisiyle insanın Cennet’in göbeğinde otağını kuracağı belli değildir.