Niyetin pratikle bir değer kazandığı Hazreti Pîr’in şu ifadesinden de anlaşılabilir: “Tevazua niyet onu ifsad eder; tekebbüre niyet onu izâle eder.”290 Tevazu kanatlarını yere kadar indirme, ahlâk-ı âliye-i İslâmiye’den kabul edilen önemli bir özelliktir. Fakat, “Ben, biraz mütevazi görüneyim.” düşüncesi, onu değersizleştirir. Çünkü bu durumda, o kişinin takdir edilme, alkışlanma, parmakla gösterilen bir insan olma gibi arzu ve heveslerin peşinde koştuğu ve niyetinin de tevazudan başka bir maksada yöneldiği anlaşılmış olur. Tekebbüre niyet de onu izale eder. Mesela mütekebbir bir adamın karşısında izhar edilen tekebbür, tekebbür değildir. Çünkü o kişinin buradaki maksadı farklıdır. Demek ki, niyet pratikle değer kazandığından, ondaki asıl maksat, amelî buudu itibarıyla ortaya çıkmaktadır.
Niyete Terettüp Eden Sevap
Bir hadis-i şerifte Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm), niyetin önemini anlatma sadedinde niyetin amelden daha hayırlı olduğunu beyan ederken,291 başka bir hadislerinde de, menfi bir işe niyet edip onu yapmaktan vazgeçen kişiyle, bir iyiliğe niyet edip de onu yapma fırsatı bulamayan kimsenin de sevap kazanacağını ifade buyurmuştur.292 Buna göre kötü bir fiil irtikâp etmeye niyet eden ve onu yapma azim ve kararlılığı içinde bulunan bir kimse, Allah için onu gerçekleştirmekten vazgeçerse kendisi için bir hasene yazılır. Ve yine bir iyilik yapmaya niyet ettiği hâlde, onu yapma imkânı bulamayan kimse için de bu niyetine binaen sevap yazılır.