İçeriğe geç

Öte yandan herkesin niyetinin aynı seviyede olmayacağını da kabul etmek gerekir. Çünkü kişinin niyeti, mârifet ufkuyla doğru orantılıdır. Yani bir insan Allah’a ne kadar inanmış, mârifetullahta ne kadar derinleşmiş ve ihsan mülâhazası gönlünde ne ölçüde inkişaf etmişse niyeti de ona göre farklılaşacaktır. Bu açıdan mârifet ufukları engin olan insanların, ibadetin ilk başlangıcı diyebileceğimiz niyet mevzuunda çıtayı yüksek tutmaları gerekir. Zira eda edilen ibadetlerin besmelesi diyebileceğimiz niyeti sağlam yapan bir kimse, namaz, oruç ve zekât gibi ibadetlerini duyarak ve daha şuurluca eda edecektir.

Hanefî fıkhında, namaza başlarken niyetin ağızla söylenmesi müstehap görülmüştür.288 Fakat fakîh olarak meşhur olmasa da, mânâ erlerinin abidevî şahsiyetlerinden biri olan İmam Rabbânî Hazretleri, ağızla niyeti mahzurlu görmüştür.289 Zira ona göre niyet kalbin kastı olduğundan, insanın bütün mâsivâyı gönlünden silip, maksut olarak sadece ve sadece O’na yönelmesi ve O’nu düşünmesi gerekir. Niyetin ağızla telaffuz edilmesi ise insanın zihnini meşgul edebilir. Dolayısıyla onun böyle bir ikilemden sıyrılarak tam olarak Allah’a teveccüh etmesi zor olur. İşte hazretin namaza niyet mevzuunda böyle derin ve engin bir mülâhazası vardır.

Şahsen, namaza dururken dille niyette bulunsam bile, onun bu görüşünü tercih ederim. Çünkü niyeti ağızla söyleme, bazen insanı aldatabilir. İnsan bu durumda dille niyeti yeterli bulup hem zâhir hem de bâtın letâifiyle birlikte Cenâb-ı Hakk’a yönelemediğinden dolayı, tam bir kalbî konsantrasyonu yakalayamayabilir. Kalbinin ses ve solukları, ağzından çıkan kelimelere eşlik etmemiş olabilir. Hâlbuki sadece ağızdan çıkan sözler, niyet için muteber değildir. Onlar, ancak kalbin ses ve soluğu olurlarsa, bir değer ifade ederler.

341