İçeriğe geç

Elbette ki her bir insanın, kendine göre bir ihata, bir anlayış ve bir bilgi ufku vardır. Sofîler, ilme’l-yakîn, ayne’l-yakîn ve hakka’l-yakîn kavramlarıyla insanlar arasındaki bu farklılığa dikkat çekmişlerdir. Ne var ki insan, ilmin ayağıyla yürüyerek tekvînî emirleri okuyup, onları yorumlamaya çalışırken, yol boyu, kâinatın tercüme-i ezeliyesi, kavl-i şârihi ve burhan-ı vazıhı olan Kur’ân’a174 sürekli müracaat etmelidir. Böylece tekvînî emirlerdeki muğlâk ve müphem gibi görünen yerleri doğru okuyup doğru yorumlayabilecektir. Evet, insan, fizik, kimya, astronomi, antropoloji, zooloji gibi ilimlerle iştigal ederken, yanlış yorumlara düşmeme adına, yanıltmayan rehber konumunda bulunan Kur’ân-ı Mucizü’l-Beyan’a her zaman müracaat etmelidir. Böylece ilimlerin dili doğru anlaşılabilecek, o ilimlerin ifade ve işaret ettiği Zât da daha iyi tanınıp daha çok sevilecektir.

168 et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/250; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 1/136; Ebu’ş-Şeyh, el-Azame 1/220.

169 En’âm sûresi, 6/103.

170 Bediüzzaman, Mektubat s.253 (Yirminci Metup, Mukaddime).

171 Bkz.: Bediüzzaman, Şuâlar s.101 (Yedinci Şuâ, Birinci Bâb).

172 Bkz.: Bediüzzaman, Mektubat s.537 (Hakikat Çekirdekleri).

173 Tâhâ sûresi, 20/114.

174 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.393 (Yirmi Beşinci Söz, Mukaddime).

227