Cenâb-ı Hak, Duhâ sûresinin başından itibaren Hazreti Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi efdaluttahiyyât ve ekmelütteslîmât) üzerindeki hususî nimet ve lütuflarını tadat buyurmuş, sûrenin sonundaki mezkûr âyetle de, O’ndan bu nimetleri yâd edip dile getirmesini istemiştir. Sûreye, Güneş’in yükselip parlak hâline ulaştığı kuşluk vaktine yemin edilerek başlanmış,2 ardından da tamamen kararıp sükûna erdiği esnadaki geceye yemin edilmiştir.3 Kuşluk vaktine kasem edildikten hemen sonra gecenin en karanlık anına yemin edilmesi, üzerinde durulması gereken önemli bir husustur. Zira karanlığın zirvede olduğu nokta, aydınlığa açılma ufkudur. Evet, bu ân, aydınlığın rampası, limanı veya meydanı gibidir. Ortalığı kaplayan o koyu karanlık şafakla yırtılacaktır. Her ne kadar bu en karanlık ânın akabinde bir fecr-i kâzip zuhur etse de, Üstad Hazretleri’nin yaklaşımıyla fecr-i kazip fecr-i sadığın en sadık emaresidir. Çünkü ondan sonra mütemâdi gece sona erecektir.4
Cenâb-ı Hak işte bu iki önemli hususu dile getirdikten sonra; مَا وَدَّعَكَ رَبُّكَ وَمَا قَلٰى“Allah sanane darıldı, ne de seni terk etti.”5 buyuruyor. Burada geçen وَدَّعَ kelimesi, tef’îl babında kullanılmıştır. Bilindiği üzere tef’îl babı teksir ifade eder. Buna göre âyet-i kerimenin meâl-i münifini; “Allah Seni hiçbir zaman kat’iyen terk etmedi.” şeklinde ifade edebiliriz. Mefhum-u muhalifiyle ele aldığımızda ise âyetten: “Allah maiyetiyle her zaman seni teyitetti.” sonucuna ulaşırız.
Dipnotlar
- 2 Bkz.: Duhâ sûresi, 93/1.
- 3 Bkz.: Duhâ sûresi, 93/2.
- 4 Bkz.: Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.87 (İlk Hayatı).
- 5 Duhâ sûresi, 93/3.