Cenâb-ı Hak’tan ciddî olmayı talep etmek lâzım. “Talep ediyorum ancak tabiatımın bir derinliği hâline gelmiyor. Yine gayr-i ciddî, yine laubali, Allah’a karşı yine gaflet içinde bulunuyorum.” düşüncesi doğru değildir. Allah aşkına, biz bu hâl-i pürmelâlimizi düzeltme adına haftanın kaç gecesinde kalktık ve sabaha kadar yüreğimizi yırtarak: “Ne olur Allah’ım! Huzur ve mehâbetini benliğimize duyur!” diye yalvardık da O vermedi! Hayır, biz böyle bir iddiada bulunursak yalan söylemiş oluruz. Şayet O vermiyor ve biz de hâlâ olduğumuz yerde bulunuyorsak, kalb ve ruh hayatımız için olmazsa olmaz, hayatî derecedeki bu hususa önem vermemişiz/vermiyoruz demektir.
Yüce kitabımız Kur’ân-ı Kerim, ciddîlerden ciddî bir üslûpla, yeryüzünün en ciddî insanına, yeryüzünde ciddiyeti tesis için gelmiş bir kitab-ı semaviye-i arziye-i mukaddesedir. Yoksa Kur’ân, وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ“O bir şaka değildir.”7 âyet-i kerimesinde de ifade edildiği gibi, bir hezl ve lehv ü laib değildir.
Dipnotlar
- 7 Târık sûresi, 86/14.