Geçmişte bu tür bir hâdise gerçekleştiğinde çevremdeki insanlara şöyle demiştim: “Hâdisenin failleriyle alâkalı yüzlerce ihtimal varken, hâdisenin oluş keyfiyeti üzerinde derin bir sis perdesi bulunuyorken, bazı insanlar, meseleleri niçin hemen internet siteleri veya gazetelere düşen şekliyle okuyup değerlendiriyor ve ona göre hüküm veriyorlar. Allah aşkına, bu insanlar, söylenen şeylerin bir de aksinin olabileceğine niçin hiç ihtimal vermezler?” Zira güç, kuvvet ve menfaatten başka herhangi bir değer ölçüsü kabul etmeyen zalim insanların dünyasında, onların düşünce ve akide hayatlarında yalan diye bir mefhum yok ki! Aksine onlar, yalan ve aldatmayı bir akıllılık olarak görüyor ve hayatlarını buna göre yaşıyorlar. İnanan insanlar olarak biz, bir cemaatin huzurunda “şu insan yalan söyler” derken bile, yani başkasının yalanını anlatırken dahi hicap duyar, bu durumu ifade etme mecburiyetinde kalmışsak, “Kusura bakmayın, yalan gibi çirkin bir lafı huzurunuzda ağzıma aldım.” deyip özür dileyerek söyleriz. Bu, İslâm’ın bize verdiği terbiyenin ve İslâm’dan kaynaklanan kültürün gereğidir. Evet, bizim kültürümüzde yalan söyleyen bir insana doğrudan doğruya “yalancı” demekten hicap duyulduğu için “hilâf-ı vâki beyanda bulunuyor” diyerek mesele ortaya konur. Fakat –bağışlayın– yalan ve aldatmayı hayat tarzı hâline getirmiş kişilerin söylediklerine niçin hemencecik inanıyor ve onların yalan söyleyebileceklerini göz önünde bulundurmuyoruz. Bu şahısların şimdiye kadar ortaya çıkan yalanlarından ve bu yalanların bize gösterdiği karakterlerinden her şey bekleneceğinden dolayı ihtiyatlı olmamız gerekmez mi? Fakat maalesef, söylenen sözlere, okuduğumuz haberlere mutlak doğruymuş gibi hemen inanıyor ve meseleleri buna göre yorumluyor, buna göre değerlendiriyoruz. Hiç unutmuyorum, bir zaman bir yerde büyükelçilik yapmış olan bir zat, meydana gelen bir fecâi ve fezâiden sonra, aradan daha bir iki saat geçmeden kalkmış ve “bu meseleyi falan yapmıştır” demişti. O zat, suçlu olarak gördüğü şahsın ismini dahi yanlış telaffuz edecek ölçüde meselenin cahili olduğu hâlde hükmünü vermekte hiç tereddüt göstermemişti.