İçeriğe geç

Eğer Hazreti Ebû Bekir Efendimiz, her şeyini bitirmiş bir insansa, o zaman biz daha baştan bitmişiz demektir. Hazreti Ömer, muhtemelen Resûl-i Ekrem Efendimiz’den (aleyhi elfü elfi salâtin ve selâm) duyduğu bir müjdeye binaen5 onun hakkında şöyle buyurur: لَوْ وُزِنَ إِيمَانُ أَبِي بَكْرٍ بِإيمَانِ أَهْلِ الْأَرْضِ لَرَجَحَ بِهِمْ“Şayet Ebû Bekir’in imanı bütüninsanların imanı ile tartılsa, muhakkak onun imanı diğerlerinden ağır gelirdi.”6 İşte Hazreti Ebû Bekir Efendimiz, kalbinde böyle bir iman bulunduğu hâlde, Allah karşısında hep akıbetinden endişe etmiştir. Zira İnsanlığın İftihar Tablosu’nun dizinin dibinde oturma mazhariyetine erip de daha sonra Müseylimetü’l-kezzâb’ın safları içinde Cehennem’e yuvarlanıp giden insanlar vardır.7 Bu açıdan hiç kimsenin mutlak garantisi yoktur, Allah’ın huzuruna nasıl çıkacağı belli değildir.

Sahabe-i kiram efendilerimiz gibi, tâbiîn-i kiram efendilerimiz arasında da kılı kırk yararcasına bir hayat yaşadıkları hâlde akıbet-endiş olan çok büyük insanlar vardı. Meseleyi çok tekerrür eden bir misalle arz etmeye çalışayım: Tâbiîni, tebe-i tâbiîne bağlayan bir dönemde yaşayan İbrahim İbn Ethem Hazretleri, hükümdarken, taç ve tahtını terk ederek Mekke-i Mükerreme’ye mücavir olmuş ve kendisini Allah yoluna adamıştır. Yaşadığı hayat itibarıyla baş döndürücü bir manzara arz eden bu büyük insanın dualarına baktığımızda havf u haşyetle dopdolu ayrı bir derinlikle karşılaşırız. Meselâ o, bir duasında Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvarır:

إِلٰهِي عَبْدُكَ الْعَاصِي أَتَاكَ
مُقِرًّا بِالذُّنُوبِ وَقَدْ دَعَاكَ
وَإِنْ يَكُ يَا مُهَيْمِنُ قَدْ عَصَاكَ
فَلَمْ يَسْجُدْ لِمَعْبُودٍ سِوَاكَ
285