Biz de ebedî saadeti yakalamak için kulluk vazifemizi kusursuz olarak yapmaya çalışmalı ve Allah’ın merhametine sığınmalıyız. Sürekli onun karşısında el açıp bel bükmeli ve çok dua etmeliyiz. Meselâ, mümkün olduğu kadar çok رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةً“Ey bizim Kerim Rabbimiz, bize hidayet verdikten sonra kalblerimizi saptırma ve katından bize bir rahmet bağışla!”5 demeliyiz. اَللّٰهُمَّ يَا مُقَلِّبَ الْقُلُوبِ ثَبِّتْ قَلْبِي عَلَى دِينِكَ“Ey kalbleri evirip çeviren Allahım! Kalblerimizi dinin üzere sabit eyle!”6imanla perçinle ki sökülmesin, kurşunla çivile oraya, diye yakarmalıyız. Hemen ardından صَرِّفْ قُلُوبَنَا إِلَى طَاعَتِكَ“Kalbimizi Sana itaate çevir, Sana kulluğa meylettir!”7 ifadesini eklemeliyiz. Bunları on defa değil, bin defa söylesek, yine de az demiş oluruz.
Kaldı ki, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunları sabah ve akşam dualarında üçer kere söylüyor ve bizlere de tavsiye buyuruyor. O bir Nebi’dir, hem mâsum hem de masûndur ve teminat altındadır. Bize gelince, bizim ne mâsumiyetimiz, ne masûniyetimiz var. Yani ne günahsızız ne de Allah (celle celâluhu) tarafından korunma ve sıyanet altına alınmışız; yok öyle bir teminatımız. O bile böyle diyorsa, bizim titrememiz, çırpınmamız lazım değil mi?
Hiç kimse demesin, “İçime şu geliyor, bu geliyor… Şöyle bir kalbî problemim var.” İçine o geliyor da sen üst üste kırk gece kalkıp o iş için ağladın mı? Başını yere koydun, alnını yaşlar içinde buldun mu? Neden mazeret beyan ediyorsun? Yüreğinle Allah’a teveccüh et, yalvar yakar! “Tut elimden Allahım, tut ki edemem sensiz!” de.
Alvar İmamı ne güzel söyler:
Sen Mevlâ’yı sevende
Dipnotlar
- 5 Âl-i İmrân sûresi, 3/8.
- 6 Tirmizî, kader 7, daavât 89, 124; İbn Mâce, dua 2.
- 7 Müslim, kader 17; Abd İbn Humeyd, el-Müsned s.137