Öte yandan dine ait meseleleri arz ederken kullanılacak üslubun çok önemli olduğu da hatırdan çıkarılmamalıdır. Günümüzde Müslüman olduğunu söylediği hâlde dinden, imandan uzak kalmış öyle insanlar var ki size ne meyhanesine laf söyletir ne demhanesine ne de puthanesine. Onların değer atfettikleri totemlerine, ikonlarına ilişmeden anlatacağınızı anlatmalısınız. Diyelim ki insanları İslâm’ın haram kılmış olduğu faiz, içki, kumar, fuhuş gibi haramlardan uzak tutmak istiyorsunuz. Hemen işin içine Kur’ân ve Sünnet’i sokar, bunları doğrudan dinî emirler şeklinde arz ederseniz tepki toplayabilirsiniz. Bunun yerine pekâlâ bu tür meseleleri sağlıkla, ekonomiyle, toplumsal değerlerle ilişkilendirerek anlatabilirsiniz. Yani bir tabip ağzıyla konuşabilir, ilim adamlarının ortaya koyduğu verilerden bahsedebilir, farklı istatistikler üzerinde durabilir ve böylece tepkiye sebep olmadan diyeceğinizi demiş olursunuz.
Kim bilir bugüne kadar sertlik ve huşunetimizle, iş bilmezliğimizle, üslup hatalarımızla kimleri kaçırmışızdır. Bazen yirmi yaşlarındaki deli dolu hâlimi düşünüyor, nasıl hem nalına hem mıhına vurduğumu anımsıyor ve ciddi bir şekilde kendimi sorguluyorum. Fakat ne yaparsınız ki biz, rehbersizliğe kurban gittik. Bu konuları bize anlatan kimse olmadı. Bilakis bize, inanmayanlara, fasıklara, facirlere, zalimlere, günahkârlara karşı sürekli düşmanlık duyguları telkin edildi. Dinî değerlerden uzaklaşmış, haramlara bulaşmış insanlar hakkında sürekli olumsuz sözler duyduk, hakaretler işittik. Bunlar da şuur altımızda yer etti, nöronlarımıza gelip oturdu, duygu ve düşüncelerimizi etkiledi. Bazen o günleri düşünüyor ve iyi ki farklı düşünen veya farklı yaşayan insanların yakasına yapışmamışız diyorum. Allah bizi sıyanet buyurmuş, himaye etmiş. Yoksa bunun faturasının altından kalkamazdık.