Burada antrparantez şunu da ifade etmek gerekir. Tıpkı Hazreti Musa gibi İnsanlığın İftihar Tablosu da (sallallâhu aleyhi ve sellem) Ebû Cehil, Velid İbn Muğire, Utbe İbn Rabia gibi kendi döneminin firavunlarının defalarca karşısına çıkmış ve onlara Allah’tan aldığı vahyi tebliğ etmiştir. Buna karşılık onlar her ne kadar bir kısım kötülükler yapsalar, boykot ilan etseler de yıllarca Allah Resûlü’nün ve etrafındakilerin canlarına kıymaya azmetmemişlerdir. Gerçi onlar böyle bir şey yapmaya kalkıştıklarında Allah onlara fırsat vermezdi. Fakat burada önemli olan şudur: Demek ki Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) onlara çok nazik yaklaşıyordu. Damarlarına dokunduracak sözler söylemiyordu. Hâliyle, tavrıyla, sözleriyle onları tahrik etmiyordu. Çoğu zaman üslubuyla onları hizaya getiriyor ve fikirleriyle de nakavt ediyordu. Muhatapları inat ve kibirlerinden ötürü yüz çevirseler de Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) maşeri vicdanda galibiyet elde ediyordu.
Öte yandan Allah (celle celâluhu), Hazreti Musa ve Hazreti Harun’a tebliğ adına yumuşak bir üslup kullanmalarını emretmek suretiyle ahirette Firavun’un sığınabileceği bahane ve mazeretleri de elinden almıştır. Demesin ki “Evet, elçiler bana geldi ve mesajı sundular. Fakat hoyratça sundular. Benim onuruma dokundurdular. Kavmimin yanında beni mahcup ettiler.” İşte Allah Teâlâ, Firavun’a bu ölçüde dahi bir mazeret imkânı bırakmamak için “Ona kavl-i leyyinle hitap edin.”buyurmuştur.
Bilmem ki medeniyetin hükümferma olduğunu ve insanî değerlerin çok öne çıktığını iddia ettiğimiz asrımızda Kur’ân’ın bu âyetlerindeki inceliği tam olarak anlayabildik mi; kavl-i leyyin emrinin altında yatan hikmet ve maslahatları kavrayabildik mi?