İçeriğe geç

Bu itibarla da, hâl ehli sofîlerin vahdet-i vücud telakkilerini bir duyma, bir zevk etme ve hâle mağlup olmaya bağlasak da, mutasavıfînin nazarî ve felsefî vahdet-i vücud telakkileri için aynı şeyleri düşünmek mümkün değildir. Muhakkıkîn Hallac’ı, İbn Fârıd’ı, Sühreverdî’yi, Celâleddin Devvânî’yi hatta bir mânâda Muhyiddin İbn Arabî ve Molla Câmî’yi bu kategoride mütalâa edegelmişlerdir. Bazıları, “Âyân-ı sâbite vücud râyihasını duymamıştır ve duymayacaktır da.” diyen Bedreddin’i de aynı sınıf içinde mütalâa etmişlerse de, “Vâridât”ı göz önüne alınınca onun bu çerçevede mülâhazaya alınmasının doğru olmadığı anlaşılacaktır.

176