ufka doğru gitmektedirler. Bu hâlleriyle onların bu dünyadaki yolculukları, bir yönüyle melekûtî bir âleme doğru yapılan bir seyahattir. Buna karşılık, inkâr yolunu tutanların akıbeti ise esfel-i sâfilîne sukut, ebedî hüsran ve ebedî azaba duçar olmaktır.İman ve küfrün âhiretteki bu yansımalarına kati olarak inanan sahabe efendilerimizin, insanlığı hayır yollarına sevk etme istikametinde delice bir iştiyakları vardı. Onlar bu tebliğ heyecanını, Rehber-i Ekmellerinden (sallallâhu aleyhi vesellem) almışlardı. Zira Kur’ân-ı Kerim’de Rabbi O’nu şöyle teselli ve tadil
etmektedir: ِ فَلَعَلَّكَ بَاخِ ـعٌ نَـفْسَ كَ عَلٰىٓ اٰثَارِهِمْ اِنْ لَمْ يُؤْ مِنُوا بِهٰذَا الْحَد۪ يث“ اَسَ فاًBu Allah beyanına inanmadıklarından dolayı senden yüz çevirenlerin arkasından neredeyse kendini helâk edeceksin?”99
Evet, en başta Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), sonra da derecesine göre O’nun sadık takipçileri, insanların a’lâyı illiyyîn-i kemalâta yükselmeleri, Cennet’le serfiraz olmaları, uhrevî nimetleri rıza ve rıdvanla taçlandırmaları için neredeyse kendilerini yiyip bitiriyorlardı.Maalesef biz, bu tebliğ heyecanını, aşk u iştiyakını kaybettik. İnsanlığa hak ve hakikati duyurma istikametinde delice bir aşk u iştiyak duyamıyor, küfür bataklığına saplananlar karşısında gam u kederden kendimizden geçemiyoruz. Hatta niceleri, “Ne diye herkese Allah’ı anlatacağız diye ölüp ölüp diriliyorsunuz. Allah’ın Cehennem’i de var.” şeklinde düşünebiliyor. Bunu diyenler herhâlde Cehennem’in ne demek olduğunu bilmiyorlar. İmanda kaybeden birinin gerçekte neyi kaybettiğinden habersizler. Ebediyetin, ebedî hüsranın nasıl bir şey olduğunu idrak edemiyorlar. Zira kâmil bir imana, sağlam bir vicdana ve selim bir akla sahip olan bir insanın, küfür girdapları ve o girdaplara yakalanmış çırpınıp duran insanlık karşısında duyarsız kalması söz konusu olamaz.İşte sahabeyi farklı kılan, onların bu konudaki yüksek idrak ve duyarlılıklarıydı. Onlar, bir gözleriyle Cennet’e bakıyor ve ora-
Dipnotlar
- Kehf Sûresi, 18/6.