Evet, bütün insanlık maddî-mânevî, dünyevî-uhrevî felaketler içinde sürüklenip giderken, günümüzün mürşit ve mübelliğleri meseleye bu zaviyeden bakmalı ve müdahale edecekleri hâdiselere de ona göre müdahale etmelidir. Dövmek, hiddet, şiddet mürşide yakışmaz. Yalan ve politik çıkarlar ondan fersah fersah uzaktır. Mürşit, bir sevgi, şefkat ve muhabbet fedaisi olarak vardır. İrşada muhtaç gönüllerin beklediği de budur. Ve bu konuda, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) bizim rehberimiz ve rehnümânımızdır. Bakın O’na.. O, insanlara bir kere “Lâ ilâhe illallah” dedirtebilmek için nelere katlandı ve nelere göğüs gerdi! Hâlbuki O’nu taşlayan, vücudunu kan revan içinde bırakan, namaz kılarken boğazını sıkan veya başına işkembe koyan, geçeceği yollara dikenler serpen insanların, O hep hidayetlerini istiyor ve düşmanlarının bile Cennet’e gitmelerini arzu ediyordu. Yoksa kendi adına onlardan beklediği hiçbir menfaati yoktu. Evet, O, Taif’te taşlanmış, yüzü gözü kan içinde bir bağa girip saklanmıştı. Yanında Zeyd (radıyallâhu anh) vardı. Melek imdadına koşmuş, eğer isterse bir dağı kaldırıp bu âsi kavmin tepesine indirebileceğini söylemişti. Ama o şefkat âbidesi insan ellerini kaldırarak:
“Allah’ın, onların neslinden (kıyamete kadar) yalnızca Allah’a ibadet edip O’na şirk koşmayan birilerini göndereceğini ümit ediyorum.”4 demiş ve onlara herhangi bir belânın gelmesini istememişti.
Yine harp meydanında dişi kırılıp yüzüne miğferinin bir parçası saplandığı ve yüzünden dökülen kan yere düşeceği esnada, hemen ellerini kaldırarak âdeta dua ile ilâhî gadabın önüne geçmeye çalışmıştı. Evet, O:
Dipnotlar
- 4 Buhârî, bed’ü’l-halk 7; Müslim, cihâd 111.