İçeriğe geç

Hz. Ömer (radıyallâhu anh) halife olduğunda genişliği bugünkü Türkiye’nin altı-yedi katı bir ülkeyi idare ediyordu. Buna rağmen o da, İslâm’a girdikten sonra başlattığı hayat ritmini asla değiştirmemişti; değiştirmemişti ve halife olduğunda Medine’nin en fakiri olduğu gibi, vefat ederken de yine en fakiriydi. Üzerindeki elbisede –rivayete nazaran– otuzdan fazla yama vardı.3 Onu arayanlar ekseriyetle “Baki-i Garkat”ta başını bir mezar taşına yaslamış, öyle düşünüyor bulurlardı. Krallara taç giydiren ve kralları tacından eden koca halifenin hiç değişmeyen hayat tarzı işte buydu!.. Ve bu onun aynı zamanda en tesirli tarafıydı. Buna, hâl dilinin gücü ve tesiri de diyebiliriz.

Hadis ilminin büyük imamlarından Hâtimü’l-Esam, yine kendisi gibi hadis ve tefsir ilminin devlerinden Muhammed b. Mukatil’in rahatsız olduğunu duymuştu.. dostlarından birinin teklifi üzerine onu ziyarete karar verdi. Dostuyla beraber Muhammed b. Mukatil’in evine gittiler. Ancak burası ev değil; âdeta küçük bir saraydı. Hâtim önce eve girip girmemekte tereddüt etti. Ancak arkadaşının ısrarına dayanamayarak girdi; girdi, fakat girdiğine pişman oldu; zira evin içi dışından da müdebdebdi. Muhammed b. Mukatil, göz kamaştıran bir yatak odasında, yatağına uzanmış yatıyor ve başucunda duran bir hizmetçi de onu serinletmek için durmadan yelpaze sallıyordu. Bu manzarayı da gören Hâtim’in hayreti dehşete dönüştü. Muhammed b. Mukatil sıradan bir insan değil, büyük bir âlimdi. Geceleri mutlaka teheccütle süslü ve seccadesi gözyaşlarıyla ıslaktı. Ama lüks hayat yaşama mevzuunda zaafı dolayısıyla onun da irşada ihtiyacı vardı. Hâtimü’l-Esam bu vazifeyi yerine getirecek bir seviye insanıydı ve ona bir şeyler anlatabilirdi. Anlatmak için de söze şöyle başladı:

173