Evet, zaman olur insan bu vazifeyi, kendi hanımına ve çocuklarına karşı eliyle ve diliyle yapar. Orada hem el, hem de dil konuşur. Fakat bazen elin konuşamayacağı yerlerde, bu vazifenin dil ile yapılması icap eder. Yakın akrabaya karşı ekseriyetle uygulanacak olan metot budur. Bunu da yapamıyorsa, onlarla arasındaki kalbî irtibatı yeniden gözden geçirir. Buna bir mânâda boykot da denebilir. Çünkü münker işleyen, Rabbiyle irtibatını kesmiş demektir. Mü’min, Rabbiyle irtibatını kesen birisine karşı, ona bir alâka ve bir kadirşinaslık ifadesi olarak bir içtinap tavrı takınacaktır. Çünkü o, insanlarla olan münasebetini, o kişilerin Cenâb-ı Hak ile olan irtibatlarına göre ayarlamak zorundadır. Rabbinden ve Allah Resûlü’nden irtibatını koparmış bir insanla, irtibat çizgisinin gözden geçirilmesi lâzımdır.
Evet, sahabe işte böyle yapıyordu. Meselâ Hz. Ömer (radıyallâhu anh) Bedir esirleri hakkında görüş beyan edilirken söyledikleri bunun en çarpıcı ifadesidir. Gerçi söylenilen bu şeyler Allah Resûlü tarafından uygulanmasına müsaade edilmeyecek ve istişare heyeti bu görüşleri kabul etmeyecektir ama sahabenin münkere karşı tavrını göstermesi açısından önemlidir. Şöyle demektedir Hz. Ömer: “Yâ Resûlallah, herkese akrabasını teslim et ve herkes kendi eliyle akrabasının işini bitirsin. Hz. Hamza’ya kardeşini ver, onu o öldürsün. Ali, kardeşi Akîl’in hakkından gelsin. Bana da, benim kendi yakınlarımı ver, onları da ben öldüreyim. Çünkü bugün elimizde esir olanlar, İslâm’a en büyük düşmanlığı yapanlardır. Onların hayatta kalması doğru değildir.”3
Evet, yukarıda da belirttiğimiz gibi gerçi istişarede bu görüşler kabul edilmeyecektir ama, bir mü’minin münkere karşı tavrını ifade etmesi açısından uyulmasa da üzerinde durulmaya değer bir üslûptur.
Dipnotlar
- 3 Müslim, cihad 58; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/30-32.