İçeriğe geç

Hiç unutmam, bir gün kendisini cihat yapıyor kabul eden birisi bana aynen, “Biliyor musun? Bir gün İslâm hâkim olursa, evvelâ camileri dolduran şu miskin insanların kelleleri kesilmelidir…” demişti ve ben, bir bekleyiş, bir intizar değil; sadece dalâletin ifadesi olan bu söz karşısında donup kalmıştım. Bu zavallı, sarfettiği bu sözü İslâm adına söylediğini zannediyordu…

Öyle ise mürşit ve mübelliğ, Allah’ın tazim ettiği şeyde ısrar etmelidir. Bu, onun davasında ne kadar samimî ve hasbî olduğunu gösterir. Evet, davası uğruna bütün bir ömrünü vermeyen mürşit olamaz. Böyle olmayanlara zaten mürşit demek de doğru değildir. Mürşit, anlattığını yüz defa anlatacak, dinlemezlerse “yüz birinci” deyip yine anlatacaktır. Şartların olgunlaşmasını bekleyecek, muhatabının kabul göstereceği anı yakalamaya çalışacak; darılmadan, gücenmeden bir ömür boyu hep anlatacaktır.. tıpkı nebiler gibi. Zira onların hayatı bütünüyle ısrardır.

Evet, onlar, hakkı ısrarla tebliğ etmişlerdir. Allah Resûlü’nün nübüvvetle serfiraz olmasından sonraki yirmi üç senelik hayatı, bu derinlikte hep tebliğle geçmiştir. Anlatmış, hem de durmadan, dinlenmeden anlatmıştır. Ebû Cehil’e kim bilir kaç kere gidip gelmiş ve “İslâm” demiştir! Mekke’nin ileri gelenlerine sayısız denecek kadar çok ziyafetler vermiş ve yemek esnasında, fırsat buldukça onlara dini telkin ve tebliğ etmiştir.4

Sahabe de, sürekli aynı metafizik gerilim içindeydi.. evet, ısrar onların da ayrılmaz vasıfları olmuştu. Onları takip eden bütün ulu kişiler de ısrarı kendilerine şiar edinmişlerdi.

181