Her şeyden önce وَلٰكِنْ رَسُولَ اللّٰهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّ۪نَ“O, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur.”2 âyet-i kerimesinin ve “Benden sonra bir nebi gelmeyecektir.”3 hadis-i şerifinin açık ifadesiyle Peygamberimiz’den sonra bir peygamber gelmeyecektir. Bu sebeple Efendimiz’den sonra nebi geleceğini kabul etmek apaçık bir dalâlettir. Efendimiz’den sonra nebi gelmeyeceğine göre resûl hiç gelmeyecektir. Çünkü nebi, resûlden daha küçüktür. Nebi, kendisine vahiy gelmeyen, ancak rüya ve değişik vasıtalarla düz insanlardan birkaç kademe önde biridir. Biz çok defa rüyalarımızda semboller görürüz; bir başkası yorumladığında onlarla bir hakikate ulaşılabilir. Nebiler ise, rüyalarında Allah’tan bir kısım emirler alırlar ve onunla kendileri tâbi bulundukları mürsel peygambere tebaiyetlerini sürdürürler. Ayrıca resûl kendisine kitap verilen nebidir. Nebilere ise kitap verilmez. Bu sebeple her resûl nebidir, ama her nebi resûl değildir. Buradan da anlaşılmaktadır ki, Efendimiz’den sonra nebi gelmediğine göre, kendisine doğrudan doğruya kitap verilen bir peygamberin gelmesi asla söz konusu olamaz. Çünkü Efendimiz hem en son nebi, hem de en son peygamberdir. İşte bu, o zatın birinci hatasıydı.
Peygamberlik iddia eden kişi, iddia edenin yemin etmesi gerektiğini söyleyerek kendisine kitap geldiğine dair yemin etti. Yemin ve beyyine meselesinde bir hadisin ifadesiyle, “İddia edene delil getirmek, inkâr edene ise yemin etmek düşer.” Fukaha sadece bu hadisten yüzlerce fetva çıkarmıştır. Peygamberlik iddiasında bulunan kişi, bu prensibi de çarpıtarak verdi. Bu, onun ikinci büyük yanlışıydı. Esasen iddia makamında olan bir kişi, yeminden ziyade delil getirmelidir. Bu deliller karşısında karşı taraf kabul etmiyorsa o zaman yemin edilir.