İçeriğe geç

Kur’ân dışı terbiyenin terbiyezedeleri, belki bütün hususiyetleriyle firavun değillerdir. Biz de işin bu yanını nazara alarak hassas ve titiz davranıp bu tür hareketlere “firavun ahlâkı” demekle iktifâ ediyoruz. Bazen bir mü’minde firavun ahlâkı, bir kâfirde de Musa ahlâkı bulunabilir. Mü’minde firavun ahlâkı temâdî edip giderse; o mü’min –Allah muhafaza buyursun– neticede firavunlaşabilir. Ahlâk-ı hamîdeden Musa ahlâkına sahip bir insan da neticede, belki bir gün Hz. Musa yörüngesinde seyahat edecek duruma gelebilir. Evet Allah insanların boyuna posuna, endamına, ırkına, sınıfına değil; kalbine, kalbî hayatına, takvasına, zühdüne; tek kelimeyle keyfiyet ya da evsâfına bakmaktadır.

Bu konuda Hz. Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyururlar: “Allah sizlerin ne cisimlerinize ne de suretlerinize bakar. O, sizin kalblerinize ve amellerinize nazar eder.”4

b. İnsanları Muannid ve Mütemerrid Yapar

Kur’ân dışı bir terbiye ile yetişmiş insan, mağrur muannittir. “İzzet-i nefsim, onurum, gururum.” der ve bu uğurda nice hakkı ve nice değeri tereddüt etmeden ayağının altına alır. Hâlbuki insana “inat hissi” hakta sebat ve inandığı davadan dönmemek için verilmiştir.

139