Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) gibi: “Göz açıp kapancıya kadar dahi bizi nefsimizle baş başa bırakma.”7 der durur. İşte aczin, zaafın ve fakrın bu iç derinliği, onun için nuranî iki kanat gibidir ki, o nefsinde aczini, fakrını ve zaafını idrak ettikçe, acz ve fakrın kanatlarıyla hep Cenâb-ı Hakk’a ubudiyete koşar ve O’nun hoşnutluğunu arar.
c. Hedefi Allah’ın Rızasıdır
Kur’ân talebesinin hedefi, gaye-i hayali sadece ve sadece rıza-yı ilâhîdir. O, nazarını hep rıza ufkuna diker ve Cenâb-ı Hakk’ın kendisine bir gün: “Ey tertemiz, âsudeliğe ermiş, arınmış itminan ufkundaki nefis, Rabbin senden razı, sen de O’ndan; dön Rabbine!”8 hitab-ı celilini intizar eder durur. Hz. Yusuf (aleyhisselâm) da “Ey Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Beni Müslüman olarak öldür ve salihler arasına kat!”9 sözleriyle o ideal ufku ifade ediyordu. Mısır’da muallâ bir mevki’ ihraz etmiş.. senelerden beri ağlaya ağlaya bîtab düşmüş, dilhûn babasının gözyaşları dinmiş.. kendisine kötülük yapan kardeşleri gelip onunla aynı çizgiye ulaşmış ve maddî-mânevî huzurda şahikalarda dolaştığı bir anda, Allah’a yapmış olduğu bu teveccüh, üzerinde dikkatle durulması gereken önemli bir husustur.
Demek oluyor ki, dünyevî bütün refah, saadet ve her türlü huzurun üstünde daima ağırlığını hissettiren, kalbin tam itminana kavuşacağı bir mazhariyet vardır ki, o da, Cenâb-ı Hakk’ın hoşnutluğu ve rızasıdır.
Dipnotlar
- 7 Ebû Dâvûd, edeb 101; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 5/42.
- 8 Fecr sûresi, 89/27.
- 9 Yûsuf sûresi, 12/101.