İçeriğe geç

Evet, Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Kur’ân’ı bize intikal ettirirken, yaşayıp hayat hâline getirdiği Kur’ân’ı bize intikal ettiriyordu. Ortada, hayatlaşan bir Kur’ân ve okunan bir hayat vardı. Onun için de, O’nun kavlen-fiilen anlattıkları tertemiz vicdanlarda, gönüllerde mâkes buluyor, herkes kabul ediyor, hüsnükabul gösteriyor ve onları yaşamaya çalışıyordu.

Bu itibarla bizim davranışlarımız başka, sözlerimiz de başka olmamalıdır. Aslında buna, amelî münafıklık denir. İç-dış farklılığı çocuğu riyakârlık, mürâilik ve dual bir anlayışa iter, Kur’ân’ın ifadesiyle, onu bir orada-bir burada “müzebzeb”11 hâle getirir.

Siz, çocuğa Allah’ın nimetlerini anlattıkça, o da Allah’a karşı sizinle beraber şükran hissiyle, hamd hissiyle dolacak ve; “O sizin anlattığınız bizi yaratan, insan yapan ve sayısız nimetleriyle nimetlendiren, sıhhat lütfeden, anne-baba veren, her gün değişik nimet sofralarını gönderen; havayı, suyu, toprağı, ağaçları yaratan, yaratıp emrimize veren Allah’a binlerce hamdolsun.” diyecektir.

Hele bir de yer yer bunları telkin eder, evdeki konuşmaları, muhavereleri bu yörüngede götürürseniz her şey bir başka güzelliğe ulaşır. Çocuğa karşı çok şefkatli olmanın ayrı bir yeri vardır terbiyede. Allah Resûlü, yanında hususi hizmetini gören kimselere o kadar şefkatli davranırdı ki, ona nispeten anne ve babanın alâkası sönük kalırdı.

Enes b. Malik (radıyallâhu anh) naklediyor: “Hz. Peygamber’e on sene hizmet ettim; yapmadığım bir şeyden ötürü ‘Niçin yapmadın?’, yaptığım bir işten ötürü de ‘Neden yaptın?’ dediğini hatırlamıyorum. Bana hiç itapta bulunmadı.”12 Evet o ağyara bile böyle şefkatli davranıyor ve anne-baba üstü muamelede bulunuyordu. Kendi torunlarına, evlatlarına ise o kadar refik, o kadar şefik, o kadar ince kalbliydi ki, ancak yine O bu kadar aşkın olabilirdi.

i. Şefkat

56