İçeriğe geç

Ben ne zaman, iman ve ümitlerimin ışığında bu mübarek dünyayı düşünsem, kendi kendime, “İşte mânâ ve iç güzellikleri itibarıyla serhaddi olmayan, aşkın, büyülü ülke..” der, onun içinde bulunuyorsam talihime tebessümler yağdırırım; uzaklarda isem, derin bir iştiyak ve “dâüssıla” ile inler hayalimin menfezlerinden onu temâşâya koşarım; koşar ve hasretlerimden sıyrılmaya çalışırım. Bana göre o her zaman, en güzel ülkelerden daha güzeldir. Bütün dünyayı kirletebilen çirkinliklerin işgaline uğradığında dahi hiç değişmeden güzeller içinde her zaman bir tane olarak kalabilmiş ve müşârun bil-benân (parmakla gösterilen) bir ülkedir.

Evet, hiçbir şey onun mânevî ufkunu kirletmemiş ve hiçbir levsiyât iç safvetini bulandıramamıştır. Zaman gelmiş kinler, nefretler, gayzlar, hizip kavgaları her yanı sarmış, demokrasinin kolu kanadı kırılmış, hür düşünce öldürülmüş, iman, İslâm ve Kur’ân en vahşi saldırılara maruz kalmış; her yerde hazan yelleri esmiş; bağlar bahçeler bozulmuş, çiçekler renk atmış, güller yasa gömülüp kan ağlamış; en taze fidanlar kırılmış, en gür selviler devrilmiş; hazan vurmuş ve yapraklar savrulmuş; ama bu dünya, o derinlerden derin iç zenginliği, mânevî deseni, ruh ve mânâ gücüyle hep rengârenk olarak kalmış; kendi evlâtlarına gülücükler yağdırmış, onların ağlamalarını tebessüm fasıllarıyla tadil etmiş, realitelerin acı ve sert fırtınalarını özünün ümide açık büyüsüyle yumuşatmış ve en Cehennemî hâllerde dahi sinesine sığınanları sırlı bir “berd ü selâm”la serinletmiştir.

88