İçeriğe geç
2. Bölüm

Gelin Bir Kere Daha Kendimiz Olalım

Gelin, milletçe gönüllerimizi cehaletten, kabalıktan, bağnazlıktan, kinden, nefretten, hasetten arındırarak, dinî desen ve millî renklerimiz çerçevesinde yeniden kendimiz olalım. “Erbaîn”ler çıkarırcasına, gece-gündüz sürekli nefsanî arzularımıza karşı durarak, kalblerimize ve ruhlarımıza rahat bir nefes aldıralım.

Gelin son bir kez daha, bizi Hak’tan uzaklaştırıp cismâniyetin esiri hâline getiren nefis ve şeytanın bütün karanlık oyunlarına “yeter” diyerek, inancımızın gücüyle, Kudreti Sonsuz’un birer nüve şeklinde mahiyetimize yükleyip genlerimize işlediği “ahsen-i takvîm”e mazhariyetin esasları sayılan iç dinamiklerimize yönelip insânî husûsiyetlerimizin gereklerini yerine getirelim.

Zaten eğer, içinde bulunduğumuz şu kritik günlerde, bütün bilgi, görgü ve müktesebâtımızı insan, kâinat ve Yaratıcı münasebetlerine bağlayarak gerçek ilim ve mârifete yönelmezsek, ilim adına bir kısım vehimlere kurban gitmemiz, kazanma kuşağında kaybetmemiz ve “Onlara, kendisine âyetlerimizi verip duyurduğumuz densizin kıssasını da anlat; anlat ki o, sahip olduğu bilgisine rağmen, sıyrılıp (tekvînî veya tenzîlî) âyetleri (idrak çerçevesinin) dışına çıktı. Derken şeytan onu kendine uydurup kendine benzetti; o da onun arkasına takıldı ve azgınlardan biri oldu.”1 âyetinde anlatılan talihsizin durumuna düşmemiz kaçınılmaz olacaktır. İlimlerin evhama dönüştüğü, hikmetin abeslere inkılâp ederek tam bir tereddüt kaynağı oluşturduğu, bütün varlık ve eşyanın ürperten cenazeler hâlini alıp içlerimize korkular saldığı bir duruma düşmenin ise, düz cehaletten daha tehlikeli olduğu açıktır.

İnsanı, haktan, varlığın hakikatinden uzaklaştırıp kendi özüne de yabancılaştıran gayesiz, hedefsiz bilgi ve müktesebâtı, bir meçhul şairimiz şöyle ifade eder:

“Ümmî kalıp cazibe-i dîne incizâb,Evlâ değil mi âlim olup çekmeden azâb.”
7