Böyle bir anlayış enginliğiyle bir Müslüman, her zaman başkalarıyla iç içe yaşasa da, her şeyi farklı görür, farklı duyar, farklı değerlendirir ve her hâliyle sürekli bir farklılık sergiler. Her şeyden evvel böyle bir ufuk itibarıyla o, yeryüzünde Allah’ın halifesidir. Bütün dünya ve içindekilerin, onun tasarrufuna verildiğinin de farkındadır. O her zaman, vicdanının derinliklerinde: “Hani Rabbin meleklere ‘Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım.’ demişti.”2 gerçeğinin yankılandığını duyar; “Arz ve üzerindeki her şey sizin emrinize musahhar kılınmıştır.”3 ilâhî teveccühüyle iki büklüm olur ve zaman üstü derinliklerden kopup gelen baş döndürücü bu iltifat ve nişanı ilk defa duyuyor, ilk defa elde ediyor gibi sevinçle karşılar, bugüne kadar verilenleri bundan sonra verileceklerin referansı sayar ve koşar soluk soluğa peygamberlerin yürüdüğü yolda. Yürür bu yolda ve Hakk’a güvenip dayanmada da asla kusur etmez; sebeplere riayeti ise esbap dairesi içinde bulunanlara Allah’ın yüklediği bir sorumluluk olarak görür, dolayısıyla da bütün sa’y u gayretlerinin neticesini de sadece ve sadece Allah’tan bekler. O, hayatını böyle dengeli bir anlayışa bağlı götürdüğünden, sürekli Allah’ın himayesinde bulunduğu şuuruyla her zaman huzur, emniyet ve itminan soluklar. İşte böyle bir tasavvurdan doğan gönül rahatlığı ne hoş.! Böyle bir ufkun hislere saldığı neşe ve sevinç ne latîf.! Ve Allah’a güvenip O’na itimattaki kuvvet ne sağlam bir dayanaktır!
Dipnotlar
- 2 Bakara sûresi, 2/30
- 3 Câsiye sûresi, 45/13