İçeriğe geç

Kur’ân, varlığın tercümesi; hâdiselerin tercümanı; makro ve mikro âlemlerin müfessiri; bu dünyada âlem-i gaybın lisanı; insanoğluna ilâhî iltifatların senedi; İslâmiyet’in özü, esası, nur ve ziyası; uhrevî âlemlerin haritası ve ona inananların vesile-i saadeti olduğu gibi aynı zamanda açık-kapalı, doğrudan doğruya ve dolaylı olarak bir dua mecmuasıdır.

Kur’ân, Fatiha sûresiyle lâl ü güherlerini saçmaya başladığı andan itibaren, hamd ü senâ ile bir dua mukaddimesi vaz’eder ve sırat-ı müstakîm talebiyle işe başlar. Bakara sûre-i celîlesi zımnî dua şivelerinin arasında sesini sarahatinin nağmeleriyle yükselterek “Rabbimiz, bize dünyada da ahirette de hasene ihsan eyle!”7 der ve bizi duaya çağırmanın yanında, Cenâb-ı Hak’tan ne istenileceği konusunda da irşad eder. Birkaç sayfa sonra, “Rabbimiz! Üstümüze sağanak sağanak sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl, kaydırma ve kâfirler güruhuna karşı bize yardım eyle!”8 istimdat edâlı beyanıyla, zor şartlar altında mü’minlere sığınacakları sera ve siperleri gösterir.

121