Oysaki, onların vehmettikleri gibi ne bütün savaşları, ne de ihtilal ve inkılapları mutlak olarak olumsuz görmek doğru değildir.. olumsuz sayılmaları şöyle dursun, çok defa harp ve ihtilale sebebiyet veren sâiklerin insanî hedefli olmaları, savaşçı ve ihtilalcilerin de hüsnüniyetli hareket etmeleri sayesinde, fevkalâde müspet neticeler de elde edilegelmiştir. Hele bu oluşumlar, iyiyi, doğruyu, güzeli tespit edip belirlemeye; azgınları durdurup mütecavizleri bertaraf etmeye; köhne telâkkileri yıkıp varlık ve eşyayı yeniden yorumlamaya matuf ise, yararlı olduklarında kat’iyen şüphe yoktur. Bir kere, başta peygamberlerin hareketleri ve sonra da yeryüzündeki bütün değişim ve dönüşümler, netice itibarıyla hep insanlık hesabına yararlı olagelmişlerdir. Evet, ne peygamberlerin gerçekleştirdikleri inkılaplara, ne İslâm öncülerinin tahakkuk ettirdikleri değişim ve yeniliklere ne de altın soyumuzun tarihi hercümerç etmesine tahrip ve yıkım diyebiliriz. Rica ederim, bedeviyet içinde bocalayıp duran bir topluma medeniyet yollarını göstermeyi ve çöldeki müptedî insanları, medenî milletlerin muallimi hâline getirmeyi nasıl yıkım ve tahrip kabul edebiliriz! Fatih’in İstanbul’u alarak, eskimiş ve köhneleşmiş Bizans düşüncesinin yerine Rönesansa giden bir yolu açmasını yıkım ve tahrip sayabilir miyiz? Tarık’ın Endülüs’e yeni bir ruh ve mânâ götürmesini İspanya hesabına muvakkaten bir kıyamet saysak bile, temelde bu hareket, koskoca Batı’da önemli bir “ba’sü ba’del mevt”i netice veren bir kıyamet değil midir? Alparslan, Malazgirt meydan muharebesiyle Kostantiniye’ye giden yolları açmasaydı, Doğu’nun ilim düşüncesi, ilim ahlâkı ve sanat telâkkisi Batı’ya nasıl ulaşacaktı ki.?