Kendi Değerleriyle İnsan
Allah’ın sıfat, isim ve fiillerinin en esaslı bir nokta-i mihrâkiyesi, en parlak aynası, varlık ağacının en mükemmel meyvesi, bütün kâinatın özü, usâresi sayılan insan; muhteva derinliği ve iç zenginliği itibarıyla bütün mükevvenâta denk, damla görünümünde bir derya, zerre çerçevesinde bir güneş, nokta ölçüsünde koca bir kaside ve tırnak kadar hâliyle bütün bir varlığın atlası, en beliğ hutbeler istiabında inkişafa açık bir kelime-i câmia ve bir sırr-ı ilâhîdir.
İnsan, inkişaf etmesi ve ettirilmesi ve yaratılış gayesine göre açılması ölçüsünde o Yüceler Yücesi’nin en parlak aynası, en talâkatlı tercümanı ve bu sınırlı âlemde sınırsızlığın da bir menşurudur. Eşya ancak, onun idrak ve basiret nurları sayesinde temâşâ edilen bir meşher, okunan bir kitap hâline gelmiştir. Denebilir ki o, bu potansiyel zenginlik ve derinliğiyle bütün kâinatların ruhu ve topyekün eşya içinde Yaradan’ı en net ve iltibassız gösteren, O’nun en sadık bir şahidi ve hassas bir kıblenümâ gibi yanıltmayan bir hâliknümâsıdır.
Yörüngesini bulmuş veya rampasına oturmuş hakikî bir insan, Hakk’ın şahidi olduğu gibi yoldakilerin de rehberidir; onu bulan Hakk’ı da bulmuş ve bütün dağınıklıklardan kurtulmuş olur. Onu müşâhede eden, dolayısıyla da olsa, değişik tecelli dalga boylarında her şeyi görüp duymuş demektir.. evet düşünceleri inançları gibi dupduru; tavırları, davranışları, düşünceleri çizgisinde ve her işi rıza hedefli bir insan, görüldüğü hemen her zaman Hakk’ı hatırlatır, iradî olmasa da uğradığı her yerde Hakk’ın şahidi olduğu hissini uyarır.