Bedbine göre varlık her zaman, bir ölüm anaforu etrafında dönüp durmakta, dünya bir meçhule, bir belirsizliğe doğru kaymakta ve toprak tabakası bir kısım kaygan faylar üzerinde her zaman yüreklere korkular salmakta, insanlar birbirlerini avlamak ve birbirlerini yemek için yekdiğerlerine tuzaklar kurmakta; günler her an biraz daha kararmakta ve her şey bir kaos içinde doğup, bir kaos içinde batmaktadır. Evet, ona göre kâinat, her an altüst olabilir.. arz, zelzelelerle delik-deşik hâle gelebilir; köyler, kasabalar, şehirler, bağırlarında binlerce insanı barındıran birer mezarlığa dönüşebilir.. toplum, değişik kesimleriyle daha ciddî kaymalara girebilir.. bugüne kadar olan oldu; bundan sonra da daha bir sürü değerin altı üstüne gelebilir, altı üstüne gelen her şey “ilelebed” öyle kalabilir… Önümüzdeki yıllarda zuhur edecek harpler-darpler, ihtilaller-inkılaplar, dünyanın, medeniyetlerin ve milletlerin sonu olabilir.. evet bedbin, her şeyi böyle görür, böyle duyar, böyle yorumlar ve şeâmetli çığlıklarla sürekli saçını-başını yolar… Bin bir fecâyi ve fezayiyle eski devirler ve eski hâdiseler bir yana, 93 Harbi, Balkan Savaşı, Birinci ve İkinci Cihan Muharebeleri, Rusya’daki kargaşa, Avrupa’daki sarsıntı ve Pasifik’teki kızıl-kıyametler bu karamsar ve isterik ruhlarca, hep sonun başlangıcı ve kıyametin şafak emareleri sayılmıştır.