Her millet ve her toplumda ilhada açık insanlar vardır ve yer yer bunların gemi azıya aldıkları da çok görülmüştür. Ama, bir başka millet veya toplumun, bu kabil boşlukları ve zaafları ölçüsünde, bizde olduğu kadar güçlü sığınakları olmamıştır. Evet, onların da yumuşatan düşünceleri, uzlaştıran inançları, sevinçle köpüren günleri-geceleri, bayramları-seyranları vardır ama, bu günler, bu geceler, bu bayramlar, bu seyranlar lahutîlik adına bomboş, neşe ve sevinç adına bir parlayıp bir sönen havaî fişekler gibi gelip geçici, ruhanî zevkler adına da hiçbir şey vaad etmeyecek ölçüde muvakkat ve cismanîdir. Evet, onların dünyasında ne Allah’la münasebetin mehâfet ve mehabeti duyulur ne de ruhun zaman ve mekân üstülüğü hissedilir; her şey yalancı ve muvakkat bir sevinçle başlar, çılgınca bir nefsanîlik içinde cereyan eder; sonra da elemli birer hatıra, esefli birer rüya ve yıkık birer hülyaya inkılap eder gider.