Yakın tarihimiz itibarıyla onun bir türlü kendini ifade edememesini şu hususlara bağlamak mümkündür: Bazı müntesip ve dostlarının taassubu, ufuksuzluğu ve vefasızlığı; düşmanlarının da kin, nefret, husumet ve ilhad yobazlığı.. evet o, her zaman bu iki engele çarptı, beklenmedik inkisarlara uğradı ve gölgede kaldı. Oysaki din, kendi olarak konuşmak, kendi olarak gönüllere girmek ve kendi olarak söyleyeceklerini söylemek için gönderilmişti. O, kimseyi tevkil etmemişti ve kimsenin de onun namına konuşmaya hakkı yoktu. Ama gel gör ki, her şeyde “uzmanlık” ve “ihtisas” dediğimiz bir çağda, pek çoklarımız itibarıyla, utanmadan ve sıkılmadan onun hakkında rahatlıkla konuşabiliyoruz. Keşke uzmanlığa saygı hissimizden o da nasibini alabilseydi. Aslında, bu kadarcık olsun, onun da böyle bir vefa beklentisi gayet tabiîydi. Ama, bilmem ki o, bu beklentinin öşrünü bulabildi mi..? Bu konuda söylenecek daha çok şey olabilir, ancak daha fazlası, bu makalenin istiap haddini aşar.