Günümüze gelince, bugün şartlar geçmişe göre daha farklıdır. Umum yeryüzünde belli ölçüde demokratik bir kültür oluşmuş, ilim ve beyanın önemi daha bir artmıştır. Medenîlere galebenin ancak ikna ile mümkün olduğu böyle bir ortamda hak ve hakikati müdafaa ve onu gönüllere duyurmada Kur’ân ve Sünnet’in elmas düsturlarının ayrı bir ehemmiyet ve tesiri vardır. Dolayısıyla, inanan gönüllerin ruhlarının derinliklerinde yoğurup şekillendirdikleri fedakârlık, adanmışlık, başkaları için yaşama gibi evrensel ve insanî değerleri ilim, beyan ve sanat vasıtalarıyla dile getirmeleri çok önemlidir. İşte Selâm filmi, böyle bir düşünceyle ortaya çıkmış, adanmış ruhların dünyaya açılmalarını anlatmak maksadıyla yapılmış. Film yayımlanmadan önce, bazı bölümlerini bana da göstermiş ve filmle ilgili mülâhazalarımı almak istemişlerdi. Her ne kadar filmden, senaryodan ve yapımdan anlamasam da, kendi dar mantığımla icmâlen bazı yönlerini değerlendirmeye çalışmıştım. Umumiyet itibarıyla takdir ettiğim yanları oldu. Zira bu filmde, Anadolu insanının kendisine çok yakışan, numara ve drobu kendisine tam uyan düşünce, anlayış, feragat ve hasbiliği vardı; onun sadece dünyanın bir yerine değil Afrika’dan Uzak Doğu’ya, oradan Balkanlar’a kadar pek çok coğrafyaya açılması anlatılıyordu. Evet, öğretmenlerimizin farklı coğrafyalarda yaşayan, farklı anlayış ve farklı kültürlerde yetişmiş insanlarla ilgilenmeleri, onlar için ızdırap duymaları, yaşatmak için yaşamaları ve onları sevgiyle, insanî değerlerle yumuşatıp belli bir kıvama getirmeleri çok önemliydi ve işte Selâm filminde bu gösterilmeye çalışıldı.