İçeriğe geç

Âyetin sonunda, ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَۤاءُ “İşte bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir.” buyrulmak suretiyle, bütün bu vasıfların çok önemli olduğu ve onları Allah’ın (celle ce­lâ­lu­hu) herkese değil, dilediği seçkin kullarına vereceği ifade ediliyor. Yani Allah sırf unvan ve kariyer için doktora yapan, post-doktora yapan, post-der-post-doktora yapan hatta mük’ab doktoralar yapan insanlara değil, gönlünü Allah’a vermiş samimi mü’min­lere hizmet etmeyi nasip etmiştir/edecektir. Bakı­yor­su­nuz bir dönemde şarkın yalçın kayaları arasından bir zat çıkıyor, altı ay veya bir sene gibi kısa bir süre medrese eğitimi görüyor ve ardından dini, diyaneti ve Kur’ân’ı anlatma adına insanlığa bir ders veriyor ve düşüncede yeniliğe giden kapıları aralıyor. Ama o, böyle bir misyonu eda ederken, hiçbir zaman iddiada bu­lun­mu­yor ve bütün bunları sadece Allah’ın (celle celâluhu) fazl u ihsanına bağlıyor. İşte âyetin sonundaki ذٰلِكَ فَضْلُ اللّٰهِ يُؤْتِيهِ مَنْ يَشَۤاءُ “İşte bu, Allah’ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir.” fezlekesi liyakatin bir başka olmazsa olmaz vasfını ifade ediyor ki, o da; hiçbir zaman iddialı olmamak, hangi büyük vazife eda edilirse edilsin bütün bunları hep Allah’ın fazl u ihsanı olarak bilmektir.

187