İçeriğe geç

Esasında tarihe bu gözle baktığınızda kemmiyet karşısında keyfiyetin ehemmiyetini çok açık ve net bir şekilde, çarpıcı misalleriyle görebilirsiniz. Mesela tarihin belli bir döneminde samimiyetle yollara dökülmüş nice insan, çalımlı hamleler gerçekleştirmiş, doludizgin hareketler sergilemiş ve çok bereketli muvaffakiyetlere mazhar olmuştur. Fakat aynı insanlar ruhta, mânâda, duyguda, düşüncede, kalbî ve ruhî hayatta kıvam kaybetmeye başlayınca eskiye nazaran sayıca daha fazla oldukları hâl­de ilerleme ve inkişaf bir yana elde ettikleri konumu bile koruyamamıştır. Evet onlar, kendilerini rehavete, tembelliğe, makam sevgisine ve korkuya salıp hicret ve i’lâ-yı kelimetullah mü­lâ­ha­zasını unutunca sayılarının çokluğu kendilerine bir fayda vermemiş, güç, tesir ve ağırlıklarını kaybetmişlerdir. Bu açıdan Efen­di­miz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) اَللَّهُمَّ زِدْناَ وَلاَ تَنْقُصْناَ derken, kıvam, kredi ve kıymet-i harbiye açısından bir çoğalma isteğinde bulunduğu ve bu konuda nakîse yaşatmaması adına Allah’a (celle celâluhu) dua dua yalvardığı söylenebilir.

Nimeti Nimet Olarak Bilme En Büyük Nimet

Duanın devamında وَأَكْرِمْناَ وَلاَ تُهِنَّا buyruluyor ki, bunun mânâsı “İkramlarınla değerimizi yükselt ve bizi zillete düşürme!” demektir. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) burada, dünyevî imkânlar, güç ve kuvvet veya keşf u keramet değil de, ilâhî ikramlara mazhar olmayı istiyor. Demek ki, ikram-ı ilâhî, talip olunması gereken çok önemli bir lütuf. Ayrıca bu ifade “if’âl” babından geldiği için mânâsı şöyle de olabilir: “Allah’ım, bize ikramda bulun ve bu lütufların birer ikram olduğunu da bize her daim hissettir.”

171