Bir müddet sonra başka bir melek gelir ve “Ey İbrahim! Ben, Rabbin tarafından rüzgârlara tayin edilen meleğim. Arzu edersen bu ateşi rüzgârla hemen kaldırıp götürebilirim.” der. Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) cevabı yine aynı olur. Tam ateşe atılacağı an bu sefer Cebrail (aleyhisselâm) gelir ve ona bir ihtiyacının olup olmadığını sorar. Halilullah ona da şunları söyler: “Rabbim benim ihtiyacımı benden iyi biliyor. حَسْبِيَ اللّٰهِ وَنِعْمَ الْوَك۪يلُ ‘Allah bana kâfidir, O bana yeter.”97
Bu, Rable çok ciddi bir yakınlığın ifadesidir. Hazreti İbrahim, ateşin bağrına düşeceği âna kadar sebepleri ayağının altına alıp çiğnemiş ve o noktada nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyet zuhur etmiştir.
Bu keyfiyeti ifade için ehl-i tasavvuf, Hallac’a ait şu menkıbeyi anlatırlar: Dostları, idamına karar verilen Hallac’ı ziyaret için hapishaneye gelirler, bakarlar ki kapılar kilitli ama Hallac ortada yok. Ertesi gün geldiklerinde bu sefer hapishanenin ortadan kaybolduğuna şahit olurlar. Üçüncü gün ise Hallac da hapishane de yerindedir. Bu hâlin sebebini sorduklarında Hallac onlara şu cevabı verir:
Birinci gün O’nu ziyarete gitmiştim. (Nesimî’nin ifadesiyle, “Mekânım lâ-mekân oldu.”) İkinci gün O, buraya tecellî etti ve hapishane yok oldu. Bugün ise ikimiz de buradayız ve ben, şeriata göre yaptığım kabahatin cezasını çekeceğim.