Bu tecrübeler sadece yoginin yaptığı ve yogada görülen şeyler değildir. Bu ve buna benzer hâlleri mistiklerde de görürüz. Ancak bu durum tasavvufta bizim İslâmî ölçülerimize uygun şekilde cereyan eder. Hususiyle Ahmed Rifaî Hazretlerinin tarikatında, bir yoginin yaptıklarına benzer, kişinin nefsine yaptığı eza ve cefalar vardır. Meselâ şişi alıp vücutlarının bir tarafına batırırlar. Şiş diğer taraftan çıkar ve herhangi bir kanama ve acı duyma gerçekleşmez. Yine ateşi ellerine alır, ağızlarına koyar, yüzlerine sürerler ama herhangi bir yanma hâdisesi görülmez. Normalde tabiatında yakma olan ateşin yakması gerekir ancak ateş böyle bir vücudu yakmamaktadır. Bu durum tamamen insanın belli bir âlemle rezonans olmasına bağlıdır. Haddizatında bu bir hâldir. Hâl ise o istikametteki tecrübelerle elde edilir ve bilinir.
Sözün burasında bir misal arz etmek istiyorum. Ateş içinde yanmama keyfiyeti, Seyyidina Hazreti İbrahim’in (aleyhisselâm) mazhar olduğu bir hâldir. “Biz ateşe şöyle ferman ettik: ‘Dokunma İbrahim’e! Serin ve selâmet ol ona!’”96 âyet-i kerimesinin ifadesiyle ateş, Hazreti İbrahim’e dokunmamıştır. Cenâb-ı Hak, ateşe emir vermiş ve ateş, Hazreti İbrahim’i yakmamıştır. Ancak burada Rabbin himayesi altında olan Hazreti İbrahim’in aldığı tavır ve vaziyet çok önemlidir. Onun, ateşin içine atılacağı ve ateşin yakmayacağı safhaya kadar geçirdiği süreç, hayvaniyet ve cismaniyetten sıyrılma sürecidir.
O (aleyhisselâm) mancınığa konulmuş ve ateşe atılmayı beklemektedir. Bu sırada gökten bir melek iner ve şöyle der: “Rabbin sana selâmı var. Ferman etti, eğer istersen ateşi toz duman edeyim.” Hazreti İbrahim meleğin bu sözlerine karşılık şöyle der: “Şüphesiz ki, Rabbimin bu durumdan haberi var. O hâlde ben ne diye başkasına arzuhâlde ve şekvâda bulunayım.”